Çarşamba, Aralık 8

Gezdim Gördüm Yedim 'de bu hafta Galata Muhallebicisi'ne uğradık!!!

Bu hafta pazar kahvaltısına Nişantaşı Teşvikiye caddesinde yeni açılan Galata Muhallebicisi'ne gittik. Ispanak kökü ve çeşitli sebzelerden oluşan hellimli salatayı beğendik. Ispanaklı erişteyle limonata içtik, onlarda gayet güzeldi. Börek çeşitleri pek lezzetli. Anlayacağınız yemekler gayet iyiydi. Rahat ve güzel dekorasyonu ile kahvaltı, öğle yemeği, tatlı, kahve için günün her saati gidilebilicek bir mekan. Fiyatlarda gayet makul. Tek sorun servisinin zayıf olması ama onu da zamanla düzeltirler diye umuyoruz. Çünkü kalabalık olmasa da ekip biraz yavaş ve unutkan. Herşeye rağmen biz sevdik size de tavsiye ederiz.
http://www.galatamuhallebicisi.com 

Salı, Aralık 7

Kıs sezon hiti Koca ayak Moon Boot'lar geri döndü!!!

 
Geçtiğimiz sezonlarda Chanel'in yaptığı gibi bir kar botunu bu seferde Celine'in yorumundan görmek güzel.



Bende siyah bir Quenn var. Asil siyah  herşeyle giymemi sağlıyor, parlak olması kaba görüntüyü şıklaştırıyor.
 

70'lerden günümüze gelen Moon Boot'lar yeni yorumuyla bu sezon tekrar çıkış yakaladı. İki sezon önce Milano'dan bayılarak aldığım Moon Boot'lar nihayet Türkiye sınırlarına girdi. Deriden'de basic iki model bulunmasına rağmen, onları aramızda görmekten büyük mutluluk duyduk. Ben ilk giydiğimde herkes bana yeti gibi bakmıştı. Tabi ki dört sezon sonra şu meşhur UGG botlar gibi herkesin ayağında olacağına emin bir şekilde göğsümü gere gere gezdim. Neyse ki şimdi bu botları Deriden'de bulmanın dayanılmaz hafifliğini yaşıyoruz. Benim aldığım modelden yok ama insanlar giydikçe diğer modellerinde getirileceğinden eminim. Fotoğraflar da gördüğünüz Crocodile, pembe Vinil ve Elite modeline bayıldım. Kış kendini fazla hissettirmese de ne ile giyeceğim demeyin bir tane edinin. http://www.moonboot.it/'den kataloğuna bakabilirsiniz. Bütün modeller orada bulunmakta. Ayrıca katalog tasarımı da çok güzel.

Pazartesi, Aralık 6

Dünya Tersine Dönseydi...


Dünya tersine dönseydi ağda ve epilasyon derdinden kurtulurduk fakat tıraş olmadığımız takdirde göbeğimize kadar uzanabilecek çok ahenkli sakallarımız olurdu.

Dünya tersine dönseydi manikür, pedikür derdimiz olmazdı ama koskoca ellerimiz 46 numaraya varan ayaklarımız olur, kendimizi çok kötü hissederdik.

Dünya tersine dönseydi aşk acısını daha alçak dozajlarda çekip atlatır, acı bize teğet geçtiği için büyüyemez hep çocuk kalırdık.

Dünya tersine dönseydi alışveriş zevkimizi kaybeder, alışveriş merkezlerinde mağaza kapılarının önünde sıkıntıdan patlayarak bekler dururduk.

Dünya tersine dönseydi kaşlarımızı muntazamca aldıramaz, tek kaş halimize bile rötuş yaptıramaz yaptırsak da utana sıkıla belli oluyor mu acaba diye gezer dert üstüne dert alırdık.

Dünya tersine dönseydi topuklu ayakkabı çilesinden kurtulur, topuklu ayakkabının insana verdiği kendine güven hissinden de mahrum kalırdık.

Dünya tersine dönseydi kibarlığımız itibar etmez, konuşmalarda araya sıkıştırmak için daha çok küfür bilmek zorunda kalırdık.

Dünya tersine dönseydi fazla kilolarımız bize o kadar da dert olmaz, göbeğimizi sıvazlaya sıvazlaya gezebilirdik fakat spor salonlarındaki baklavalı gençler en büyük kabusumuz olurdu.

Dünya tersine dönseydi dırdır edecek daha az konumuz olurdu ama üzerine dırdır edilecek daha çok konu yaratırdık.

Dünya tersine dönseydi fön fırçası, maşa, törpü gibi oyuncaklarımızın yerini sadece bir playstation konsolu alırdı.

Dünya tersine dönseydi bir gün sarışın, bir gün esmer, bir gün uzun saçlı, bir gün kısa gezemez, tek renk ve taş çatlasın 3 modele mecbur kalarak yaşardık.



Dünya tersine dönseydi üstsüz güneşlenebilmenin dayanılmaz hafifliğini yaşarken üstsüz oluşumuzun beş para etmediğini fark edip hezeyana uğrardık.

Dünya tersine dönseydi 3-5 kişiyi aynı anda idare etmeye çalışmaktan yorgun düşer, çabuk yaşlanırdık.

Dünya tersine dönseydi ah eden değil, ah alan tarafta olur, durmadan yüksek gerilim riski altında yaşamak zorunda kalırdık.

Dünya tersine dönseydi ilerleyen yaşlarımızda ‘superstar, diva’ gibi rol modellerimizin yerini ‘azgın teke’ler alır, karizmamız yerle bir oldu.

Dünya tersine dönseydi 2 sosisli,3 ıslak hamburgeri tek seferde götürebilecek kudretimiz olur, yedikçe şaşar, şaştıkça doymazdık.

Dünya tersine dönseydi makyaj derdimizden kurtulur, kapatamadığımız mor göz altları ya da ortaya çıkarılmayı bekleyen rujsuz dudaklarımıza bakar bir of çekerdik.

Dünya tersine dönseydi tuvalet yapma konusunda şekilden şekle girmez, ayakta şipşak halleder, bu seferde uzun tuvalet dedikodularından mahrum kalırdık.

Dünya tersine dönseydi saçlarımızın kırılma riskinin yerini, saçlarımızın dökülme riski alır, kel kalınca karizmatik olmanın yollarını düşünüp düşünüp kafa patlatmak zorunda kalırdık.

Dünya tersine dönseydi karşımızdakinin gözlerinin samimiyetine değil, göğüslerinin samimiyetine bakar, bakmaktan gözlerimiz yorulur şaşı olurduk.

O yüzden yatalım kalkalım dua ederim iyi ki dünya tersine dönmemiş!

Gezdim Gördüm Giydim' de yenilerrr!!!

Lacivert deri ceket// Barcelona  NuoVecc by Zeyn Soylu

Açık mavi gömlek // Zara

Beyaz atlet// Topshop

Kolye // H&M

Lacivert jean// H&M

Canvas ayakkabı// H&M

Salı, Kasım 30

Yaptım Olacak!


Ben ilişki doçenti duyguycl,
Burası İstanbul'un göbeği,
Burada 3100 deneklik bir 'Hayallerin erkeği üretim ve yaşam merkezi' kuruyoruz.
Burada her seçeneğe göre erkek üretilecek, içinde golf oynayan erkek dahi olacak.
Hep hayal ederdim partnerini aldatma planlari yapmak yerine 10.kattaki bahçesinde organik domates yetiştirmeyi hayal eden erkek olur mu diye?
Yaptım olacak!
Çünkü bu devirde arızalı tiplerden usanmış her kadın, adam gibi bir adam bulmayı hakediyor!
Erkekler yalancıdır, aldatır dediler.
Erkeklerin gözleri dört döner, bağlılık onlara göre değil dediler.
Erkekler kalp kırar, onlara güven olmaz dediler.
Burada güven var, sadakat var, dürüstlük var.
Çünkü burada yeni bir yaşam olacak.
Üstelik erkekler; yakışıklılığını Brad Pitt'ten, karizmatik duruşunu Kenan İmirzalıoğlu'ndan, espiri yeteneğini Cem Yılmaz'dan, latin kıvraklığını Ricky Martin'den, ciddi duruşunu Mehmet Aslantuğ'dan, olgun muzipliğini George Clooney'den, etkiyelici bakışlarını Kıvanç Tatlıtuğ'dan, vücut yapısını Mario Lopez'den, sportmen ruhunu David Beckham'dan almış olacak.
Üstelik bu yeni projemizde 10 bin lira peşinat veren herkes, bu erkeğin sahibi olacak,
İnşaata başladık bile!...

Pazartesi, Kasım 29

H&M 4 Aralık'ta İstinyepark'a açılıyor!!!!

H&M sonunda geçtiğimiz ay İstanbul Forum'da sevenleriyle buluşmuştu. Bir güzel haber daha geldi İstinyepark'ta bu haftasonu bir H&M daha açılıyor. Diğeri gibi kalabalık bir alışveriş maratonu bizi bekliyor diye düşünüyorum. Alışveriş durumunu canlı canlı Twitter'dan (@NuoVecc_Fashion) gözlemleyebilirsiniz.Yeni mağazaların nerelerde olacağını öğrenmek için de blogumu takipte kalın. İyi alışverişler:)
İstanbul Forum'dan sonra H&M İstinyepark'ta ilgilenenlere duyrulur:)

Cuma, Kasım 26

Gezdim Gördüm Giydim'de bu hafta!!!

     
Sizle bu hafta ofisimizde yaptığımız çekimi paylaşmak istiyorum. Rahat bir tercih olmakla birlikte, ofis ortamına uygun olsun diye ceket ile biraz ciddiyet kattık:)  Yüzükler resimde fazla anlaşılmasa da 3ünü ayrı ayrı her parmağımıza taktık. Yırtık jean arayanlar Guess, Mango ve Twist'e uğrayabilirler.


Ceket// Vintage Milano  NuoVecc by Zeyn Soylu, t-shirt// Topshop, jean// Bershka,  canvas ayakkabı// H&M,             kolye// Forever 21,  yüzükler// Euromoda

Çarşamba, Kasım 24

Sezon trendi oje renklerimizi açıklıyorum!

 Şu aralar herkesin elleri çamura bulanmış gibi. Kesin sizde böyle bir görüntüye rastlamışsınızdır. Bu görünümü beğenen var mı aslında pek emin değilim. Ama beğenmeyenler için bir müjdem var. Önümüzdeki sezon bütün eller çiçek açacak. Tırnaklar açık mavinin huzuruyla içimizi aydınlatacak. Mavinin her tonunun kullanılacağı bir sezon bizi bekliyor. Şimdiden yapın modanın gerisinde kalmayın:)

Chanel açık mavi oje Sevil, Tekin Acar'da 59 TL. Benzerini Pastel ve Flormar satan yerlerde de bulabilirsiniz.

Sezonun bir diğer rengi ise gri ve koyu mavi. Grinin en güzel tonunu Golden Rose 212 yakalamış. Denemenizi tavsiye ederim. Ayrıca renk seçeneği giderek arttığından kıyafetinizle aynı renk oje sürmek daha da kolaylaşıyor.

Pazartesi, Kasım 22

Acıların Kadınıyız!

Biz acıya dayanıklı doğmuyoruz aslında, acıya dayanıklı oluyoruz. Ve bunu kendimize biz yapıyoruz.

Kaçımız zamanında karşılıksız aşkların peşinden anlamsızca koşturup harap olmadı, üstelik adı üstünde o aşklar karşılıksızdı hiç var olmadı! Ya da hangimiz başı sonu belli olmayan ilişkilerin içine kendini atmadan durabildi, başı belli olmayan şeyin sonunu kendine göre hayal edip gerçekleşmediğini görünce kahrolmadı? Birinden ayrılmayı doğru zaman ve doğru şekilde becerebilenimiz var mı? Hangi an olursa olsun beceremediğini hissedip, ‘yanlış zaman, yanlış insan’ şarkısını mırıldanarak boynu bükük dönemler geçirmeyenimiz oldu mu hiç?

Hangimiz bize zarar veren erkeği hiç düşünmeden sollayarak yoluna devam edebildi? Çoğumuz o erkeklerin arkasına takılıp peşlerinden sürüklenmedik mi? Ya da hangimizin zaman kaybı olduğunu bir kez bile düşünmediği ilişkileri oldu? Zaman kaybı dedik çünkü böylesi içimizi daha çok acıttı. Onu kaybetmenin telafisi her zaman bir başkasıyla mümkündü ama giden zamanı geri getiremezdik. Böylece bünyeye bir tutam daha acı eklemek için giden adama değil, giden zamana ah ettik daha da kötü hissettik.

Peki aldatılma sonrası boynuzlarını itinayla cilalayıp etrafa hiç bir şey yokmuşçasına gülücükler saçma oyununu oynamayanımız var mı, bu içi dışı bir olamama haliyle dengesi şaşıp, iflah olmaz intikam alma hissiyle yanıp yanıp tutuşmayanımız? Çünkü intikamı nefret ateşledi, ateşi de yine acımız körükledi.

Hiç mi bir daha asla yeminleri ettikten sonra onları bozup, bir de o sözleri söyleyen biz değilmişçesine hiçte bozuntuya vermeyip kendimizi ateşe atmadık? Ya da nasıl oldu da bile bile olur olmaz aşklara sürüklenip, sırf bu yüzden olur olmaz durumlarda kalıp acı içinde kurtulmaya çalışmaktan kendimizi alamadık?

Kaçımız başkalarının verdiği bilgece öğütleri kendi üzerinde itinayla uygulayabildi? ‘Dediklerimin arkasındayım ama yaptıklarımın hiçbir zaman arkasından olmadım ki’ misali kendi söküğümüzü dikemediğimiz milyonlarca an olmadı mı? Ve kendi kendimize sırf bu yüzden acıdığımız?

Aramızdan kim bir erkeği olduğu gibi kabul edebildi, değiştirmeye çalışmadı, bir erkeğin neyse o olacağının bilincindeyken bunu görmezden gelip kendini harap etmedi? Ya da hangimiz erkeklerden defalarca ağzı yanmışken, erkeksiz zamanlarına şükredip oturabildi sadece keyfine bakabildi, yalnızlığından dem vurmayıp, ‘yalnızım dostlarım yalnızım yalnız’ diye şikayetçi olmayıp, içinde bulunduğu durumun keyfini adam akıllı çıkarabildi?

Peki kaçımız hiçbir şeyi dert etmeden yoluna devam edebildi? Dününü, dünde kalan hatalı aşkları ve yarınında neler olabileceğini kafasında kurmadan rahat rahat yerinde oturabildi?

Birimizin de kendini bir kez olsun belirsizlikler içine atmadığı bir hikayesi oldu mu? Yaşadığının ne olduğunu bilemediği, ilişkisinin adını koyamadığı, sevilip sevilmediğini anlayamadığı, en olabilir erkekleri elinin tersiyle itip, en olmayacakları hayatına dahil edip sonra da dizlerini dövdüğü anlar gibi, en belirsiz, en sinir bozucu durumların içinde kendini bulmayanınız oldu mu hiç?

Olmadı değil mi? Bunlardan çoğu hepimizin başına en az bir kez geldi. Çünkü bunları kendi başımıza özene bezene kendimiz getirdik. Bazen bir hayale kapılıp kendi düşlerimize inandık, bazen o hayal gerçek oldu sanıp sonunda hüsrana uğradık. Bazen çok severken sevilmediğimizi anladık, bazen başka aşklara yelken açan sevgililerimizin arkasından baka kaldık. Yani mantığımız bize ne derse önce özenle dinledik sonra gittik tersini yaptık. Çünkü kaşınmadan edemedik, acı çekmeden duramadık, oturduğumuz yerde kalamadık. Bir kere acıyı tattık mı onsuz yaşayamadık, acıyla beslendik, acıyla doyduk. Ortadaki gerçekler aşikarken biz onların karesini alıp üçle çarpıp kendimizi kat kat acıya boğduk. Dalgalandıkça durulduk, olmayacak adamlara vurulduk, bazen de kendi yağımızda kavrulduk, tüm bunları yaparken de içlerine bir tutam acı koyduk.

Söylüyorum size biz acıya dayanıklı doğmadık, kendi kendimizi acıya dayanıklı yaptık ve bunu yaparken de acıya bağımlı bir hal aldık. Çünkü kendimizi durduramadık, mutlu mesut yerimizde oturamadık, avuçlarımız hep kaşındı, kaşındıkça da biz gidip acı çekebileceğimiz olayların içine daldık. Maceradan maceraya atıldık, boyumuzdan büyük aşklara kapıldık, kalbimiz kırıldı ağlamaktan katıldık, düşündük taşındık, nasıl olur deyip şaşırdık hatta düşünmekten aşındık. Peki kötü mü yaptık?

Hayır hiçte kötü yapmadık! Bu sayede her şeyi taa dibine kadar yaşadık. Mutluluğun da en tepesine çıktık, üzüntünün de en dibine vurduk. An geldi tedbir insanı olduk, an geldi şuursuzluktan kavrulduk. Bazen turnayı gözünden vurduk, bazen olur olmaz aşklara tutulduk. Hayatımızın rengi de buradan geldi zaten, bu sayede yaşadığımızı anladık. Yani biz kadın milleti acı çekmeden duramadık, duramadıkça acıya alıştık, alıştıkça tatlı anların keyfine erkeklerden daha çok vardık.

Fazla söze gerek yok ne demek lazım o zaman?

Yaşasın Mazoşizm!

Perşembe, Kasım 11

Kate Bosworth is on fire with Proenza Schouler..

 Dress with black stripe, black shoes and black clutch. Kate is looking hot in orange Proenza Schouler.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...