yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Temmuz 27

Zamane Aşkları...


Blogumuzdan yazılarını takip ettiğiniz Duygu Özlem Yücel'in ilk kitabı  çıktı!

ZAMANE AŞKLARI
DUYGU ÖZLEM YÜCEL
                           Aşka ne kadar teslim olabilirsin ya da ondan ne kadar kaçabilirsin?                            

İlişkiler ve kadın/erkek farklılıkları üzerine yazdığı yazılarıyla tanınan Duygu Özlem Yücel, Destek Yayınları’ndan çıkan yeni kitabında, günümüz metropol ilişkilerini tam da ondan beklenen mizahi dille anlatıyor. Kendine has yazı diliyle genç ve dinamik bir okuyucu kitlesi edinen yazar, ilk romanı olan “Zamane Aşkları”nda da okuyucularını hayal kırıklığına uğratmıyor.

“Neden artık aşklar çabucak tüketiliyor?”, “Neden herkes bu kadar umursamaz?” , “Neden kadınlar ve erkekler bu kadar farklı?”, “Neden gerçek bir aşk bulmak bu kadar zor?” , “Neden üzülen taraf hep biz oluyoruz?” Neden, neden, neden… Aklında günümüz aşklarına dair “Neden?” sorusu olanlar ve henüz bir cevap bulamayanlar için kaçırılmayacak bir roman… Akıllardaki tüm “neden”ler eğlenceli bir hikaye ile bu romanda okuyucularını bekliyor çünkü bu kitap ilişkilerin labirentli yollarında tüm bu sorulara cevap arıyor ve bize çokta içimizden bir masal anlatıyor. Tek bir farkla…
Kaderimizin bize yazdığı masallar, çocukluk masallarımız gibi değildi çoğu zaman. Bizim masallarımız öyle saf, deli divane ya da dozajı kaçmış bir mutlulukla sürmüyordu. Üstelik hesapsız bir mutlu sonla da bitmiyordu. Hayat masallarımız daha acımasızdı, daha sıradan, daha kırıcı ve daha gerçek! Tıpkı 30’una yaklaşırken yaşadığı rutin hayattan tek beklentisi sevgilisinden gelecek romantik evlenme teklifi olan Aylin ve gelen teklifin ardından alt üst olan hayatı gibi…
Oysaki o aşkların hala eski Türk filmlerindeki gibi yaşandığını zannediyordu. Peki ama gerçekten öyle miydi? Hayatta her şey gerçekten tam da planlandığı gibi mi giderdi, yoksa zamane aşkları hiçte öyle sanıldığı gibi masum değil miydi? Tam da içimizden bir hikaye, ben de bunu yapmıştım dedirten duygu durumları ve çokta tanıdık karakterler.
Bir sevgili, bir yüzük, bir Yunan Heykeli, bir Playboy ve Aylin! Cesur bir vazgeçiş, korkularla yüzleşme ve derin bir kararsızlık… Aşk bir kumardı ve Aylin ya kaybedecek ya kazanacaktı… Peki ama ne yaptı? Komik durumlar, eğlenceli anlar, sürüp giden hayatlar, karmakarışık duygular…
Çünkü zamane aşklarında kaçak oyuncular çoktu ve her yaşanan şeyin illaki bir nedeni yoktu. Ne de olsa zamane aşklarında sözler tutulmamak için verilirdi ve bu roman hepsini dile getirdi.
Bu kitabı bir solukta okuyacaksınız ve her bölümünde kendinizden bir şeyler bulup çok eğleneceksiniz.

Zamane Aşkları'nı tüm kitapçılarda bulabilirsiniz. Ayrıca kitabı indirimli online satın almak için tıklayın!
Yazarımızın imzalı kitabını kazanmak için takipte kalmaya devam edin...

Pazartesi, Mayıs 16

Beckham Erkekleri!

Beckham erkeklerini şüphesiz hepimiz seviyoruz. Her zaman iyi giyinmesini bilen baba Beckham, oğullarına da çok iyi bir örnek. Tabi bu başarılı seçimlerde Victoria kızımızı da unutmamak lazım. Her başarılı erkeğin arkasında mutlaka bir kadın olmalı değil mi? 

 

Şimdi stillerine bir göz atalım isterseniz.. Katıldıkları davette şık bir Beckham ailesi görüyoruz. Her zaman olduğu gibi uyum içinde olan aile bu sefer bej rengi tercih etmiş. Büyük ihtimal bütün bunlarda Vicky'nin parmağı var ama yapacak birşey yok. David'in stili Victoria'dan sonra bir hayli değişmiş olsa da onlar bu şekilde uyumlu ve güzel bir çiftler. Her halleriyle güzeller.
Benzer stili yakalamak için: Massimo Dutti, Burberry ve Sarar'a uğrabilirsiniz.     
             

Mutlu bir şekilde yuvalarına koşan Beckham'ları bu sefer havaalanında görüyoruz. Uçakta olsa, yolculuk tabi rahat olmak gerekiyor. Siyah eşofmanların içinde yine yakaladıkları uyumla harika görünüyorlar. David'in beyaz t-shirt üstüne salaş hırkası mükemmel bir seçim. Altına hafif bol bir jean ve Burberry ayakkabılarla hem rahat hem de çok stilish görünüyor. Küçük Romeo yine babasının izinde.. Taktığı bereyle, büyüyünce babasının tahtını ele geçirecek. Laf ola beri gele, derken bere de öyle her erkeğe yakışmaz. Beyler, size bir tavsiye çok zor da kalmadıkça ya da David veya Tarkan'a benzemiyorsanız, bere takmaktan kaçının. Cool değil aksine Comik oluyorsunuz. Benden söylemesi :)

Benzer stili yakalamak için: Diesel, Zara, Harvey Nichols'a göz atabilirsiniz..

Perşembe, Nisan 28

İlkbahar/yaz Sezonu Must Havezzz!!!

Son zamanlarda en çok bayıldığım ayakkabılardan biri Toms, hem çok rahat hem herşeyle kolaylıkla uyum sağlıyor. Geçen sezon çoğu kişinin ayağında görmüştük ama hala bir tane satın almadıysanız haftaya Vakkorama'ya bir uğrayın. Yeni sezon ürünler geliyor. Favorilerimden bir kaçını sizle paylaşıyorum. Bunları Türkiye'de bulabilir miyiz, hiç sanmıyorum :)



 



Herve Leger'in yarattığı bandaj modası ayakkabılara da yansıdı. Bunlarda Toms'ların kışlık sezonundan. Bunları daha çok seviyorum. Önümüzdeki kış yeni Ugg olarak herkesin ayağında göreceğimizden şüphem yok.




 

Gelelim ikinci favorime; Converse'lerden sonra bizi en çok mutlu eden şey şüphesiz Superga'ların geri dönüşü oldu.  Bilstore, Beymen, Jeans Lab'de bulabilirsiniz. Renk renk, cıvıl cıvıllar sizce de bir türlü ülkemize gelemeyen baharı yansıtmıyorlar mı?


 





Pazartesi, Nisan 25

Ooo La La Carpe Diem Baby!


Hani şu karmaşık kadın beynimizle yıllardır erkekleri anlamaya çalışıyor, onların hareketlerinin altında neler yattığını çözebilmek için kendimizi paralıyoruz ya boşa uğraşıyoruz. Çünkü erkek beyni bizim düşündüğümüz gibi işlemiyor. Onların hareketlerinin altında bizimkiler gibi binlerce şey yatmıyor. Davranışları oldukça düz bir mantıkla ilerlerken, söyledikleri sözlerin altında hiçbir zaman bizimkiler gibi farklı alt metinler olmuyor.

Onların düşünce sisteminde bizimki gibi manyak labirentler, kıvrımlı sinir bozucu yollar ve anormal çıkmaz sokaklar yok. Aksine düşündükleri ve hissettikleriyle yaptıkları arasında sadece dümdüz bir çizgi var. Dümdüz ve kısacık bir çizgi… İşte hepsi bu!

Yani bir erkek o an bize ilgi göstermek isterse gösteriyor, istemezse göstermiyor. Bize karşı aşkı hissederse yaşıyor, artık hissetmediğini düşündüğü an çekip gidiyor. Geri dönmek isterse dönüyor, istemezse dönmüyor. Ne geçmişi sorguluyor ne de geleceği, sadece o an ne hissediyorsa onu yaşıyor. Yani, O La La, Carpe Diem Baby!


Peki biz napıyoruz? Her defasında aynı hataya düşüp her şeyi didik didik ediyoruz, saç baş yoluyoruz, tırnaklarımızı yiyoruz. Ve olayları her defasında trajik hale getirip bide üstüne bunlara inanıyoruz.

Mesela yeni tanıştığımız biri bizi ertesi gün aramıyorsa; ne o erkeğin başına bir şey gelmiş oluyor, ne toplantısı çıkmış, ne şarjı bitmiş oluyor ne de telefon numaramızı kaybetmiş. Sadece aramak istememiş ve aramamış oluyor. İşte bu kadar basit!

Ama biz napıyoruz bunu kabullenmiyoruz, kabullene-mi-yo-ruz! Ve bir erkek beyninin sakin işleyişinin aksine, biz her seferinde kendimizinkini “niçin”lerle doldurup taşırıyoruz.

“Niçin beni kıskanmıyor?”, “Niçin aramıyor?”, “Niçin beni terketti?”, “Niçin böyle davranıyor?”...

“Niçin durup dururken mesaj attı?” “Niçin beni aradı?” “Niçin bana karşı bu kadar iyi?”…

“Bi’ dur be kadın bi’ dur sorgulama artık! O an öyle istedi ve yaptı, öyle hissetti ve yaptı, olay bu kadar basit!” demiyoruz. Ve kendi küçük kuş beynimizin bizi her defasında yiyip bitirmesine izin veriyoruz.

Bravo bize!

Peki onların bu kadar düz mantık olduğunu kabullenip de artık hiçbir şeyi sorgulamadan, üzülmeden, kırılmadan onlar gibi yaşayabilir miyiz dersiniz? Cevap açık değil mi?
Yaşayamayız, yapamayız. Bu imkansız. Yaradılışımız böyleyken biz kadın milleti düşünüp sorgulamadan duramayız.
Öyleyse yapacak bir şey yok…

Seni versinler ellere, beni vursunlar, sana carpe diem’in tatlı yolları, bana kuruntular…

Ne de olsa erkekler Mars’tan, kadınlar Venüs’ten…

Pazartesi, Mart 21

Peki Ya Siz Hangi "İzm"densiniz?


‘Hümanist’tik önceleri aşkta… Birileri için çarptı kalbimiz, onları sevdik, onlara hayran olduk hatta onlara aşık olduk. Bu sayede insan sever olduk hatta insanlar yetmedi, aşktan kör olan gözlerimizle çiçeği, böceği, güneşi, bulutu bile sevdik. Sonra bir gün gözlerde o ışık söndü, aşk nefrete döndü.

İşte o anda ‘mazoşizm’in dibine vurduk. En kralından ‘optimist’ olan bünyemizi, ‘pesimist’ düşüncelerle doldurduk. Canımızı acıtacağını bile bile kaybettiğimiz aşkı düşündük durduk. Onu bir kez olsun görebilmek için ordan oraya koştuk… Baktık canımız yeterince yanmıyor; açtık damar şarkıları, ruhumuzu karartan balatları, kendimizi daha da acıya boğulduk. Yani bizler en kralından birer ‘mazoşist’ olduk.

Peki o bedenler acıya doyduğunda noldu? Yogasından, meditasyonuna koşturup kafayı iç huzuru bulmakla bozdu. Günlük konuşma dilimiz; çakralarla, auralarla, evrene gönderilen mesajlarla ve uzak doğu felsefelerindeki inançlarla doldu. Ve işte karşınızda ‘Budizm’i çözmekle kafayı tırlatmış bir ordu!

Bazılarımızın aşk anlayışı hepsinden mütevaziydi oysa. Bana sevgi yeter diyordu; bir tatlı gülüşe, iki güzel söze kanıyordu. O ‘minimalist’ yürekler; küçük hayallerinin küçük adamları için gümbür gümbür çarpıyordu.

Tüm bunlar yaşanırken aramızdan bazıları ‘idealist’ çıktı, aşkı aramaktan vazgeçmeden düşe kalka yol aldı. Kimimiz ise ideallerinden caydı, içlerinde zengin koca telaşı, gözlerinde dolar işaretleriyle ‘materyalizm’e doğru yelken açtı.

Ama mazoşizm’in dibine vuranlar ve kendini ‘budizm’e en çok adayanlar her seferinde ‘sürrealist’ler oldu. Çünkü onlar gitti yedisinden yetmişine en ilginç adamı buldu. Hayatlarında hep Salvador Dali tabloları gibi deli fikirli, ince zekalı, anlaşılmaz aşklara tanık oldu. Yani onlar aşkta ‘post-modernizm’e baş koydu. Onların umduğu adamla bulduğu adam bir kere olsun aynı çıkmadı, adam gibi adam bir türlü onları bulmadı. ‘Sürrealist’ gitti; dürüst sanıp bir yalancıyı, akıllı sanıp bir deliyi, tutarlı sanıp bir dengesizi yani düzgün sanıp bir arızayı sevdi. Ve sevdiklerinin hepsi özünde o kadar ‘egoist’ti ki ardına bile bakmadan çekip gitti.

Derken aşktan kalbi kırılan, umduğu aşkı bulamayan, ilişkiler yüzünden başı yeterince ağrıyan, erkeklerden yana ağzı fena yanan, her türlü ‘izm’e başvurup gönül işlerine bir türlü çare bulamayan Ey Türk Kadını kendine yeni bir yol çizdi. Gitti ‘feminizm’i seçti. Erkeklere savaş açtı, aklı sıra gücüne güç kattı.

Oysa ki tüm bu izm’lerim içinde aradığımız bir tek ‘izm’ vardı bizim. Arayıpta bulamadık hani. Yanlış zaman dedik, yanlış insan dedikte nasıl bulacağımızı bir türlü çözemedik.

Yani bizim aradığımız romantizm’di sadece. Öyle çok fazlasını da aramadı bünyemiz üstelik. Büyük büyük mucizeler beklemedi. Dürüstlük istedi çoğumuz, kırılgan bünyemize nazik dokunuşlar bekledi, bir içten gülümsemeye niyet etti kalplerimiz, yürekten kopan bir sevgi sözünü duymayı ümit etti.

Yani biz tek bir şey bekledik oysaki. Yalansız, dolansız, kaidesiz, kuralsız gerçek sevgiyi. Bulamadık diye ‘hümanist’tik önceleri de, mazoşist olduk sonra. Bulamadık diye ‘optimist’ti hayallerimiz yıkılana kadar, derken ‘pesimizm’e hapsoldu. Bulamadık diye büyüttük hayallerimizi ‘materyalist’ olduk, bulamadık diye küçülttük hayallerimizi ‘minimalist’ olduk. Hatta anormalleştik ‘sürrealist’ olduk ve sonunda kendimizi ‘feminist’ eylemlerde bulduk.

Yani diyeceğim odur ki aslında her şey çok basitti; işin özü sadece bir tutam ‘romantizm’di.





Sadece ‘romantizm’!

Pazartesi, Ocak 17

İşte Gerçek “Secret”



Son yıllarda olmasını istediğimiz her şeyi pozitif enerjiyle evrene yollama ve başımıza gelen iyi ya da kötü her şeyde evreni suçlama gibi bir huy edindik. İyi düşün iyi olsun felsefesini alıp, az biraz kuantum fiziği ekleyip, çekim yasası terimleriyle kafamızı iyice karıştırıp bilimselliğe bağlayan kişisel gelişim kitaplarıyla ortaya çıkan bu hastalık, hızla hepimize bulaştı.

Peki bizler iyi, kötü her türlü mesajımızı enerji yoluyla evrene gönderirken ne kadar gerçeklikten uzak bir iş yapıyor olduğumuzu düşündük mü? Nereye gider bu mesajlar, nerede depolanır, bize hangi zaman aralığında geri döner, göndermemiz gereken açık bir adres var mıdır yoksa ortaya fırlatsak o yolunu bulur mu? Peki ya kötü enerjilerimiz iyilerden daha fazlaysa, o zaman 3 kötü 1 iyiyi yok edebilir mi ya da tam tersi? Peki biz bu çekim yasasını kişiselleştirip adına “bumerang etkisi“ diyebilir miyiz ya da ne bileyim “beton etkisi”? Çünkü bazen aklımıza gelen başımıza geldiğinde beton bir duvara çarpmış gibi oluyoruz da!

Her şey bir yana ben bizi iyi düşünmeye teşvik eden, her birimizi sevgi pıtırcığı gibi pozitif olmaya yönelten bu felsefeyi sevsem de, her şeyi evrene bırakma kısmına tamamen karşıyım. “Beni Sevsin”, “Bana geri dönsün”, “İşler iyi gitsin”, “Artık çok mutlu olayım”… Hoop hepsini yolla evrene! … Peki ya sonra?
Gönderdik gönderdik de biz ne yaptık kendimiz için oturup beklemekten başka? Beni sevsin dedik oturup sevmesini bekledik, tanışmak istedik evrene mesajımızı gönderdik, gelip tanışmasını bekledik… Sanki bütün bu enerjimizi evrene değil de, mesajın asıl muhatabına yöneltseydik daha hızlı yol alırdık hani! Tanışmak için bir ufak bir tebessüm, seni sevmesi için seni tanıması yeterdi belki de… Hani biraz tembellik mi ettik ne? İşin kolayına kaçalım dedik, çabalamaktan kaçtık böylece hayal kırıklıklarını en aza indirmeye çalıştık sonra bir baktık olmasını istediğimiz hayallerimizde en aza inmiş çünkü evrene gönderilmiş, evren çok meşgulmüş, hepsi beklemede kalmış!

Yani kıssadan hisse, filozofunuzun diyeceği şudur ki; elinizden gelmeyenlere lafım yok ama elinizden gelen durumları evrene bırakmayın. Kalkın oturduğunuz yerden, harekete geçin, düşünün, plan yapın, uygulamaya çalışın, hatta yüzünüze gözünüze bulaştırın, tekrar deneyin, çabalayın, uğraşın, didinin, illa ki olur!…

Baktınız hala olmuyor işte o zaman oturun köşeye en sinirli ama pozitif halinizi takının ve başlayın evrene isteklerinizi sıralamaya, bakalım o bu işle başa çıkabiliyor mu?

Şimdi yüksek müsadenizle ben en tatlı gülümsememi takındım ve harekete geçmeye gidiyorum. Gelen var mı?

Çarşamba, Ocak 5

Karl ve Blake Mükemmel Kombinasyon!


 Kaç zamandır kulağımıza gelen dedikoduların gerçek olduğu ortaya çıktı. Chanel'in yeni Mademoiselle handbag line'ı için Blake Lively ve Karl Lagerfeld Nisan 2011'de göreceğimiz kampanya için objektif karşısına geçti. Karl fotoğraflarını çektiği Blake için, onunla çalışmanın kolay olduğunu çünkü herkesin  Gossip Girl'ün güzeline hayran kaldığını söylüyormuş. Bu ikilinin yaratacağı çalışmanın süper olacağına hiç şüphem yok. Dört gözle bekliyoruz!!!

Blake günlük hayatında da Chanel'in değişik modellerini tarzına göre kullanıyor. Benzer görünüm için indirimde olan Zara, Twist ve Topshop'a göz atabilirsiniz.


 
Karl Lagerfeld'in -sarı saçları, ışıldayan cildiyle- tam bir Amerikan Rüyası dediği yeni gözdesi Blake Lively'le başka bir Chanel gecesinde..

 Fit vücuduyla katıldığı bu davette, Blake Lively Chanel Cruise koleksiyonundan elbisesiyle harika görünüyor.

Pazartesi, Ocak 3

Aramızda Kocaman Bi' Fark Var!



ERKEK

-Ee nası gidio senin kızla?
- İyi işte nası olsun?

KADIN

-Ee napıyo bakalım sevgilin?
-İyi valla gerçi geçen gün acayip sinirimi bozdu. İştekilerle yemeğe gidiyorum dedi bak 5 kere aradım açmadı sonra geri aradı neymiş efendim iş konuşulurken bakamamışmış, dedim bari mesaj atsaydın, geri aradım ya diyor delirdim delirdim.. Zaten bu erkekler hep böyle…

* * *

ERKEK

-Abi ne yaptın aradın mı geçen gün tanıştığın kızı?
-Yok ararım bi ara.

KADIN

-Ee geçen gün tanıştığınız çocuk aradı mı?
-Yaaa aramadı! Ertesi gün bütün gün arar diye bekledim, yok hayır madem aramayacaksın telefonumu niye istiyorsun? Ben mi arasam acaba ama yok yok dur biraz daha beklerim daha iyi dimi? Yok ya da beklemesem mi? Arar mı sence? Ne zaman arar? Mesaj mı atar acaba? Atmazsa napsam?

* * *

ERKEK

-Abi akşam bize gelin derbiyi bizde izleyelim üstüne de bi playstation turnuvası..

KADIN

-Kızlar akşam bize gelin DVD filan izleriz dedikodu yaparız. Ay bir film aldım nasıl güzel sonuna kadar ağla ağla bi hal oldum onu izleriz.

* * *

ERKEK

-Abi Aslı'yı çağırdım akşama 5-6 kız geliyorlar!
- Ooo kızlar güzel mi acaba oğlum?

KADIN

- Akşam Emreler çağırdı onlarla gideriz.
- Yaa ne giycez? Askılı mı giysem pembe gömlek de olur ya da geçen gün giydiğim siyah t-shirtü giyebilirim altına ne giysem kot giysem hangi kotu ama? Koyu renk olanı mı dar paçayı mı yoksa hafif yüksek belliyi mi? Ay giyecek hiçbir şeyim yoook!

* * *

ERKEK

- Ali'nin yeni kızı gördün mü abi?
- Evet abi taş gibi hatun.

KADIN

- Kızım Ayşe'nin sevgilisini gördün mü?
- Ay görmez olur muyum? Hayır anlamıyorum o kadar yakışıklı çocuk o kızda ne bulmuş? Zaten onda şeytan tüyü var, ben anlamıyorum ki nasıl buluyor öyle çocukları…Bir de güzel olsa gam yemicem bu işte bi yanlışlık var ama çözemedim…

* * *

ERKEK

- Mehmet evleniyormuş duydun mu?
- Bi kaptırdı o da o kıza oğlum yapma etme dedik yine dinlemedi kendi bilir artık yaksın başını.

KADIN

- Aslı evleniyormuş duydun mu?
- Yaaa evet ne güzel dimi!! Zaten herkes sıradan evleniyor, bir biz kaldık. Benim merak ettiğim nasıl ikna etti o çocuğu evliliğe? Düğünü ne zaman olur acaba? Nerde yapar dersin? Asıl gelinliği nasıl olacak acaba ya? Biz ne giysek?

* * *

ERKEK

- Noldu senin kızla barıştınız mı?
- Yok.

KADIN

- Noldu Ali'yle barıştınız mı?
- Hayır o gün sana anlattım ya kavgayı ondan sonra aradı açmadım, ertesi gün aradım o açmadı bekledim geri arar diye bütün akşam aramadı biliyordum zaten kesin başkası var demiştim ben sana dimi? Aldatıyor beni bak kesin yoksa bu kadar uzatır mıydı? Benden mi bekliyor acaba? Yok kesin artık sevmiyor beni. Gurur mu yaptı dersin? Ama ben haklıyım o niye gurur yapıyor? Ya acaba ben mi yanlış anladım söylediklerini, dur bak bi daha anlatıyorum…

* * *

ERKEK

-Abi geçen gün tanışmıştınız ya Kerem'le o da geliyor akşam.
-Tamamdır.

KADIN

- Hani geçen gün tanışmıştınız ya Ayşe'yle o da uğrayacakmış akşam.
- Ne? Hayır istemiyorum ben o kızı benim masamda. Ne demek uğrayacakmış bana mı sordu. Hayır o gelirse ben gelmiyorum o zaman. İlk gördüm bi sevmedim ben o kızı, o gün bi merhabalaştık bi daha selam bile vermem yok hayır aaaaa…

* * *

ERKEK

- Kardeşim nasıldı buluşma, nası kız?
- İyi ama biraz bacakları kalın galiba abi bilmiyorum ki!

KADIN

- Nası çocuk nası gitti buluşma?
- İnanılmaz romantikti anlatamam sana, bu kadar mı güzel konuşur bir insan. Yok bu sefer kesin aşık oldum, o kadar kibar o kadar düşünceli ki anlatamam…Önce beni evden aldı….



VS. VS. VS.DİYORUM YA ARAMIZDA KOCAMAN BİR FARK VAR!

Cuma, Aralık 31

Matchbox Vintage Boutique Yılbaşı Partisi!

Geçtiğimiz cumartesi Cihangir'de bulunan Matchbox Vintage Boutique'de yılbaşı partisi vardı. Kafedan'nın sokağında bulunan butikte benimde yurtdışından getirdiğim NuoVecc adlı markama ait ürünler bulunmakta. Vitrinde gördüğünüz elbise 1950'lerden kalma Milano'dan aldığım çok özel bir parça. Bunun gibi daha bir çok farklı ve size özel ürün Matchbox Vintage Boutique'te.

Türkiye'deki vintage ve secondhand  kavramına yeni bir soluk getiren butiğin sahibeleri, aynı zamanda çok sevdiğim arkadaşlarım tatlı Verda ve Saba partiye katılanlarla ilgilenirken.. 
Hepinizi %25 Yılbaşı indirimi bitmeden Matara Sokak Cihangir'de bulunan Matchbox'a bekliyoruzzz..
Size sağlıklı, mutlu, aşk dolu bir yıl diliyorlar!!!

Pazartesi, Aralık 27

Ayakkabı Kadar Sevdiğin, Başka Ne Var Bildiğin?

Tüm kadınlar ayakkabılarına bir şekilde değer verir. Kimi kadın onlara tapar, kimi onlardan koleksiyon yapar, kimi rahatlığına, kimi şıklığına, kimi modeline, kimi rengine bakar ama her kadın özünde ayakkabılarını sever, özen gösterir, ayrı bir yere koyar. Ayakkabı değerlidir ve kadınların ayakkabılarına olan bağlılığı oldukça fazladır. Eminim ki her kadın gibi senin de ayakkabılarınla olan ilişkin özeldir ve onların yeri ayrıdır. Hepimizin bu obsesif halinin nedeni aslında çok basittir, özünde küçücük bir ayrıntı yatar ve her şeyi açıklar. Hiçbir zaman fark edilmese de bir kadının ayakkabılarıyla olan ilişkisi, hayatına girmiş, girmesini istediği ya da girecek olan erkeklerle olan ilişkisiyle birebir aynıdır. Yani özünde kadın ayakkabı ilişkisiyle kadın erkek ilişkisinin hiçbir farkı yoktur.Nasıl mı?

Alışveriş merkezlerine, mağazalara, özel butiklere nereye bakarsan bak ayakkabı deyince çeşit çoktur ama ayağına ve tarzına yakışanını bulmak zordur. Güzel ve tam senlik bir ayakkabı bulduğunda ve ona sahip olduğunda, sana onunla gezerken hissettiğin kadar iyi hissettirebilecek çok az şey vardır. Bu hissi seversin çünkü sana kendini değerli hissettirir. Tıpkı doğru erkek gibi.

Ya da yanlış bir ilişki gibi zaman zaman ayakkabıların da hiç istediğin gibi çıkmaz acı verir. Her adımında o kadar vurur ve can acıtır ki, onları ayağından bir an önce çıkarıp atmak istersin. Ayakkabı ayağındayken bile çıkaracağın anı düşünür, ne kadar rahatlayacağını hayal eder durursun. Her ne yapıyor olursan ol, aklının bir yarısı hep o acı veren ayakkabılarındadır, ilgin dağınık, için sıkıntılıdır. Aklını çok fazla başka şeye veremezsin ve gittikçe daha da kötü hissedersin. Sonunda fırsat bulup onları çıkardığındaysa, o soğuk taşa basma hissinin verdiği rahatlık başka hiçbir şeyde yoktur. Bir anda yüzünü bir gülümseme kaplar, için rahatlar. Beynindeki düşünceler, ayağındaki ağrı hepsi bir anda yok olur. Bir daha asla bu ayakkabıları giymeyeceğim dersin, atarsın gider.
Bazen de tam tersidir, bazı ayakkabılarını o kadar çok seversin ki ayağını sıksalar bile yine de giyersin. Sırf ayakkabına duyduğun sevgi yüzünden, onun sana yaşatacağı acıyı görmezden gelir, çektiğin o acıya bile değermiş gibi hissedersin. Ve o tarz ayakkabılar öyle illet şeylerdir ki çıkarsan da ayağını hala acıtır, hatta izi kalır ve geçmesi zaman alır.

Üstelik bazı zamanlar durum daha da vahimdir. O çok kıymetli ayakkabıların ayağını yara yapana kadar vurur. Sen ise uslanmaz, iflah olmaz şekilde onları çok seviyorsun diye vurduğu yere yara bandı takıp yine giyersin. Bazen yara bandı bile işe yaramaz ayakkabılar ayağını kanatır. Ve işte o noktada artık onlardan kurtulmanın vakti gelmiş ve geçiyordur bile. Üstelik ayakkabınla işin bittiğinde ve çıkarıp attığında dahi yaptığı yara hala ordadır, kolay kolay kapanmaz. Onun üstüne başka ayakkabılar denesen bile yara kapanmadıkça acısı geçmez. Geçmesi zaman alır, hatta bazen izi kalır.
Bu yüzden doğru erkeği aramak gibi doğru ayakkabı için de uzun arayışlara girmen gerekebilir. Önce doğru numarayı bulman gerekir üstelik doğru numarayı bulsan bile doğru ayakkabıyı bulman yine de zor olabilir. Bazen tam ayağıma göre deyip aldığın bir ayakkabı zamanla ayağına bollaşır ve bir an önce senden kurtulmak istiyormuş gibi ayağından çıkıp durur, bazen de ayağın öyle şişer ki ayağına tam olan ayakkabın deli gibi seni sıkmaya başlar, çıkarıp atmak istersin. En kötüsü de bazen zamanında çok severek aldığın ayakkabın eskidikçe, patlar, çatlar, kopar, fire verir, sana eskisi kadar güzel gözükmez, giyilesi kalmaz.
Çeşit çeşit, renk renk, model model olsa da ayakkabılar tıpkı ilişki yaşanacak temel erkek çeşitleri gibi 2 ana kategoriye ayrılırlar; topuklular ve düz modeller.
Topuklu modelleri rahatlığından çok güzelliği için tercih edersin, onunla gezmenin en büyük avantajı sana verdiği kendine güven hissidir. Ama risklidir, çok can acıtabilir, seni düşürebilir ya da topuğu kırılarak seni yarı yolda bırakabilir. Yani sağı solu belli olmaz, güzelliği rahatlık vermez, güvenilmez.

Rahatlık verense düz ayakkabılarındır. Onlarla kendini iyi hissedersin. Senin konforun için çok fazla özellik ve seçenek sunar çünkü onların tek derdi gerçekten senin rahatlığındır. Ayağında topuklu ayakkabı kadar güzel durmayabilir ve sana onların verdiği kendine güven hissini vermeyebilir ama düz ayakkabı o kadar rahattır ki sana huzur verir. O kadar çekici olmasa da onunla daha hızlı yol alırsın ve asla seni yarı yolda bırakmaz.

Bilirsin ki onlar uzun yürüyüşlerinin vazgeçilmezidir.

Yani rengi, dayanıklılığı, numarası, modeli derken tıpkı etrafımızdaki erkekler gibi ayakkabılarda da çeşit çok ama mükemmel ayakkabı yoktur. Her aradığını bir arada bulabilmen neredeyse imkansıza yakındır. Bu yüzden yapman gereken en mantıklı şey ne istediğini belirleyip mükemmeli değil, mükemmele yakını arayıp bulmaktır. Yok gibi gözükse de bir yerlerde elbet mükemmele yakın bir ayakkabı vardır.

Peki hala bulamadın mı? Üzülme, her yeni sezon yeni modeller demektir ve her sezon mükemmele yakın arayışın için yeni bir umuttur. İyi alışverişler!

Salı, Aralık 21

H&M çıkartması!!!

Uzun bir bekleyişten sonra nihayet İstinyePark'ta bünyesine H&M'i kattı. Yurtdışında gördüğümüz H&M'ler kadar büyük ve içerik olarak çok sağlam olmasa da, ihtiyaçları karşılıyor. Zaten zamanla her adım başına bir H&M açılacağından sorun yok -özellikle Sapphire'deki daha büyük olacaktır diye düşünüyorum- Şimdilik İstinyepark' takine en azından basic bir kaç parça almak için gidilebilir. Size öneride bulunmam gerekirse düz beyaz, gri, lacivert t-shirtler 19,95TL, jeanler 49,95TL- 79,95TL arası değişmekte. Jeande SQIN, WIDE ve SLIM modellerini tavsiye edebilirim. Bir de Super SQIN var onu daha çok beğeniyorum. Vücuda oturuyor, aynı zamanda skinny ve streç olması hem gündüz hem gece için rahat bir kullanım sağlıyor. Ayrıca her hafta yeni ürün gelmekte ve stok bulunmadığından gördüğünüz şeyi bir daha bulma olasılığınız düşük. Gördüğünüz ürünleri hemen alın. Bu hafta indirime girecek olan H&M'e hoşgeldin ziyareti yapmanızda fayda var. 
Alışverişiniz umarım 'gerçekten' kolay gelir:)


Konuşulanların aksine öyle çoook uzun bir kuyruk yoktu. Gayet rahat bir şekilde alışveriş yapıp çıktım. Ama dediğim gibi indirim zamanı bu görüntüler pek mümkün olmayabilir.




  

Sezon rengi taba, organic materyalden yapılma palto, yine bu sezon çok gördüğümüz dantelle birleşmiş. Çevreci olan paltoları daha çok seviyoruz :) Şık bir akşam yemeği için doğru tercih.

                         
 Bu görüntüyü de sevdim. Bol bir hırka, altına skinny bir jean, spor ayakkabılar, large boy bir çanta, dökümlü bir atkı. Hem rahat, hem şık, her ortama uygun. Akşam çıkmayı düşünüyorsanız altına topuklu ayakkabıyla hemen görüntüyü değiştirebilirsiniz. Ayrıca boynumuzu hiçbir zaman boş bırakmıyoruz bu sizin daha havalı görünmenizi sağlayacak.


 
Beğendiğim bir kaç şey: Bir ceketsever olarak sezonun trendlerinden çift renk blazer. Dore ceketle yılbaşında da spor bir şıklık yakalamanız mümkün.Kollarını kıvırınca astarın çizgili olmasıda tam detayseverlere göre. 80s renkli çanta şeker gibi pazar gezmesinde eşofman ve sweatshirtünüzle uyum sağlayacaktır.

Pazartesi, Aralık 20

Bu hafta Gezdim Gördüm Yedim'de Limonata'ydık!!!

Bu hafta Gezdim Gördüm Yedim'de Nişantaşı City's deki Çapa Marka'nın yeni mekanı Limonata'daydık. Mükemmel görünen tatlılar, Bilal Ustanın güzel yemekleri ve her zaman olduğu gibi Çapa Marka'nın yarattığı atmosfer.  
Gitme sebeplerinizi daha da artırayım mı? :)

                             Macaron delileri olarak kendimizi adeta Alice in Wonderland şeklinde kaybettik.



Ortam nasıl, giderken ne giymeliyim derseniz; ister jeaniniz ve ugglarınızla rahat deri koltuklarda yayılın, isterseniz club öncesi bir drinke uğrayın. Her tarz için uygun rahat bir ortam.
Çapamarka'nın lezzet ustası Bilal Ateş' le tatlıları bizzat test ettik onayladık.. Afiyet olsun!!

Perşembe, Aralık 16

Fala İnanma, Falsız Kalma!


Öyle ya da böyle hepimiz psikoloğa gideriz, kimimiz bu işin ehli bir uzmanın karşısına geçer sorunlarımızı çözmeye çalışır, kimimizse psikolog niyetine bir falcının karşısına oturur duymak istediklerimizi söylemesini ümit ederek hevesle bizim için yarattığı kaderi dinleriz. Dertler ya da beklentiler büyükse 'çok iyi bir falcı biliyorum' referanslarını toplar, paramızı yatırır, moralimizi düzeltiriz, beklentiler fazla değilse de günlük astroloji falı niyetine 'hadi kapattım bir bak bari' modunda uzman arkadaştan ya da aile büyüğünden güzel şeyler duymayı bekleriz. Evet falcılar da bir nevi psikologlarımızdır ve bir falın beklentisi bizi belirli bir süre iyi hissettirmeye ve beklentiler içine sokmaya yeter de artar bile…

Bu iş fal kapama sanatıyla başlar; falımızın doğru çıkması için fincanı kapadıktan sonra saat yönünde dairesel hareketlerle karıştırmalı, ikinci etapta da kendimize doğru çevirmeliyiz aksi takdirde fal fallıktan çıkar karşımızdakinin bakası kaçar. Üstelik bir de soğurken üstüne yüzük bıraktık mı yaşadık, falda kesin ‘evlilik’!

Üstelik ‘kahve falı bakabilme yeteneği’ dediğin şey bir kadının DNA’sında mutlaka olmalıdır. 18-25 yaş aralığında ortaya çıkmalı, 35 yaşlarında uzmanlık seviyesine ulaşılmalıdır. ‘Ben bakamıyorum ki!’, ‘ Ben orda sırf telve görüyorum’ cümleleri hemcinslerinin kişiye kınayan bakışlar atması hatta küçümsemesi için paha biçilmez kalıplardır. Bu nedenle altın kural şudur ki; gruptaki en zayıf halka olmamak için fal bakamıyorsanız bile, fal bakabiliyormuş gibi yapın, korkmayın uydurun her şey uydurmakla başlar…

Gelelim telvenin büyüsüne… Hangimiz fincanda çıkan harflerle hayatımızda olan ya da olmasını istediğimiz kişileri bağdaştırmaya çalışmamışızdır ki, hatta isim-harf eşleşmesi yakalayamazsak soyadında harfi bulmaya çalışır, o da olmazsa ‘Emin misin E mi? Yan dönmüş M olmasın?’ zorlamasında bile bulunuruz. Olacak olaylara öyle bir kesin gözüyle bakarız ki 3 vakte kadar lafını duyar duymaz karşımızdakinden '3 hafta mı 3 ay mı?' diye kesin bir tarih ister 3 günde karar kılar tam 72 saatimizi heyecan içinde geçiririz. Peki fallarda çıkan o uzun uzun yollar bizi nerelere götürmemiştir ki, gönlümüzde Jamaika varsa 'Kesin Jamaika’ya gidiyorum' bile dedirtir bize.

Biraz da hayvanat bahçesi kıvamındadır kahve fallarımız; kısmetli balıklardan, muratlı develere, hayırlı atlardan, düşman yılanlara ve bolca haber getiren kuşlara kadar hepsinin falımıza uğramışlığı vardır mutlaka! Üstelik fal dediğin şey karmaşık bir bilimdir, tarot kartlarından destek aldığı olur, hatta astrolojiden bile yararlanır. 'Bak bu uzun boylu kesin boğa, olmadı koç burcu' cümleleri gayet olağandır. Üstelik üç kademelidir; fincanda istediklerimiz çıkmadıysa alternatifi tabak vardır, tabakta çıkmazsa ters çevrilip dilek tutma usulüyle illa ki umut verici şeyler itinayla yaratılır. Beklenen şeylerin çıkmadığı fala inanılmaz, tam da beklediğimiz şeyleri duyduğumuz fal ise bizim için kutsaldır. Yani sözün özü fal bizler için mutluluktur, umuttur, beklentidir, deşarj olma sanatıdır.

Ve bu kadar ballandıra ballandıra anlattıktan sonra şimdi şöyle kallavi bir Türk kahvesi içip fal kapatma zamanıdır. Aman içiniz hiç kararmasın, yüreğiniz hoplamasın, alacağınız haberler çok kısmetli, yollarınız uzun uzun, balıklarınız bol olsun... Yani neyse halin çıksın falin!

Yılbaşı hediyelerle geliyorr!!!

 2010'un sonuna geldiğimiz şu günlerde Styleboom, Fashion Kido ve fotoğrafçımız Tolga Günay'la  süper bir çekim yaptık. Çoğu kişiden 2010'un pek de iyi geçmediğini duydum. Bu yüzden 2011'e bomba gibi bir başlangıç yapmak için sizeeee çokkk güzel hediyelerimiz var. Twist ve Fabrika'dan hediye çekleri için  Styleboom ve Fashion Kido 'nun sayfasını tıklıyosunuz, NuoVecc'den sürpriz hediyeler için hemen facebook sayfamı like yapıyorsunuz bu kadar basit:) Bu  hediye kısmıydı şimdi esas yılbaşında hepimizin sorunu olan konuya gelelim. Beğendiğimiz çocuk nereye gidecek, ne giyeceğiz, hem güzel görünüp hem sexy olup hem de çok kasmamış gibi nasıl yapacağız? İşte sorularınızın cevabı burda.

 
 Şık bir yılbaşı yemeği ve ardından classy bir davet için aradığınız elbiseler, birbirinden güzel markaları bünyesinde barındıran  Vakkorama 'da. İster benim çok beğendiğim bu desenli Tibi elbiseyi giyin.
Hee yok ben yılbaşı ruhumu içimde kırmızıyla hissedeceğim derseniz kan kırmızısı elbiseyi veya ben kahvemi sade severim diyenler siyah omuz detaylı elbiseyi tercih edebilirler.

 
Sıraselviler Inn Pera otelde bulunan Cajun Cafe'de yaptığımız çekimde Twist kıyafetlerimizle clubberlarımıza bir kaç öneride bulunduk. Bir ceketsever olarak Twist'in smokin ceketine bayıldım.
 Bu arada Cajun Cafe'nin macaronları ina-nıl-maz!!! Beyaz atletine şıklık katmak isteyenler omuz aksesuarı için Life in Mono'ya göz atabilirler.



 
2011 hepimize çokkk güzel ve uğurlu gelsin.
Mutlu yıllarrrr!!!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...